• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
  • https://www.facebook.com/badilliasireti
  • https://plus.google.com/u/0/107447275380019069089/posts
  • https://twitter.com/badilli_asireti
Takvim
Saat

Samsun Badıllıarı

SAMSUN BADILLILARI
 

Samsun Badıllıları  Samsun’un Ondokuzmayıs İlçesi başta olmak üzere, Bafra İlçesinin Yeşilyazı Köyü ve Doğanca Beldesi ile Terme İlçesinin Çangallar Köyünde yerleşmişlerdir. Ondokuzmayıs İlçesinin merkez mahalleleri ile ilçeye bağlı Dereköy Beldesinin Erenköy, Muşta ve Taşgedik mahallelerinde yaygın biçimde oturmaktadırlar. Samsun’un merkeze bağlı Badırlı Köyü’ne mensup Badıllılar bulunmakla birlikte günümüzde köylerinde ikamet etmemektedirler.

 Ondokuzmayıs İlçesi Ballıca Beldesinin 1988 yılında ilçe yapılmasıyla kurulmuş  ve bitişiğindeki Engiz Köyü ile Dereköy Beldesi yeni ilçeye bağlanmıştır. Bafra’nın Yeşilyazı Köyünün eski adı Hacılar Kürtler Köyü olup; 1950’li yıllarda bu isim değiştirilmiştir. Eski haritalarda “Hacılar Kürtler”, yada “Kürtler” isimleri görülebilmektedir.

Samsun Badıllılarının Tokat’ın Niksar İlçesinin Mahmudiye Köyü ve Sinop’un Dibekli Köyü’nde yakın akrabaları bulunmaktadır. Yine Çorum’un Mecitözü İlçesinin Sülüklü Köyü ve Yozgat’ın Sarıkaya İlçesinin  Bebek  Köyü ile akrabalık münasbetleri  vardır.

 Bu bölgedeki Badıllılar 1877-78 yıllarında vuku bulan Osmanlı Rus Savaşından sonra Erzurum-Ardahan-Kars ve Batum’un Ruslar tarafından işgal edilmesi üzerine Karadeniz Bölgesine göç etmeye başlamışlar ve bu göçler 45-50 yıl boyunca devam etmiştir.  1895 yılında Meşe Ardahan (şimdiki Hanak) bölgesinde meydana gelen dolu hadisesine bağlı kuraklık ve kıtlık, 1907 yılında memlekette görülen kuraklık sebebiyle hayvanların telef olması ve 1908 yılında görülen hayvan hastalığından dolayı hayvanların ölmesi göçlerin diğer sebeplerindendir.  İlk göçler Aşkale üzerinden ve iç bölgelerden, Batum’dan yapılan son göçler ise Karadeniz sahilinden yapılmıştır.  Kuzeydoğu Anadolu Bölgesindeki bu illere ise asırlar önce Güneydoğu Anadolu Bölgesinden gelerek yerleşmişlerdir. Bu bölge, 1877-78’den 1921 yılına kadar 40-45 yıllık işgalin ardından Batum Ruslara bırakılarak tekrar Osmanlı idaresine geçmiş; bunun üzerine bazı aileler Doğu Anadolu Bölgesindeki memleketlerine geri dönmüşlerdir.

Kars, Ardahan, Artvin ve Erzurum illeri tarihi olaylardan ve savaşlardan oldukça fazla etkilenmiştir. Ruslar kendi ülkelerinde varlığını istemedikleri Malakanlar gibi  kabileleri bir yandan işgalleri altındaki bu illerimize yerleştirirlerken, bir yandanda buraların özellikle nüfuzlu ailelerini değişik bahanelerle Rusya’nın iç kesimlerindeki değişik bölgelere göndermeye çalışmışlardır. Kandırarak gönderemediklerini ise Ahıskalılara yaptıkları gibi yük trenlerinin vagonlarına doldurarak insanlık dışı şartlar altında yapılan yolculuklarla Rusya’nın uzak bölgelerine sürmüşlerdir.

 Bölgeyi Rusların işgalinden kurtarmak için yapılan Sarıkamış Harekatı hedefine ulaşamamış ancak, 1917 yılında Rusya’da çıkan Bolşevik İhtilali sonucu Ruslar bölgeden geri çekilmeye başlamışlardır.

 Samsun Badıllılarının önemli bir kısmı Batum’dan göç ettikleri bilgisine sahiptirler. Ancak, Batum’a daha sonradan özellikle işgal dönemindeki yıllarda yerleştirilmişlerdir. İçişleri Bakanlığı, Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü’nün hane listesi kayıtlarındaki bilgilerde aynı aile fertlerinden Batum doğumluların  Ardahan doğumlulardan daha küçük  oldukları görülmektedir. Gümüşhane’nin Kelkit İlçesi ile Erzincan’ın Refahiye İlçeleri civarında bulunan Çimen Yaylası bölgesindende Batum’a göç edenlerin olduğunu bu bölgelerdeki Badıllılar anlatmaktadırlar.

Aynı zamanda İttihad-Terakki yönetiminin Anadolu’da doğuluları-batıya ve batılıları-doğuya göç ettirme uygulaması kapsamında bölge halkı Batum’a göç ettirilmiş ve daha sonra Batum Ruslara terkedilerek aileler sınır dışında bırakılmıştır. 

Misak-ı Milli kapsamındaki Vilayet-i Sitte (altı vilayet) Kars, Ardahan, Artvin, ve Batum illeri Rus işgali altında iken buralardan Anadolu içlerine doğru tarihin en büyük göçü yaşanmıştır. Göç edenler başta Tokat, Yozgat, Sivas, Çorum ve Amasya gibi göç yolları üzerindeki Orta Anadolu illeri olmak üzere daha pek çok ile yerleşmişlerdir.

Göçler çok zor şartlarda ve can pahasına yapılmıştır. Göçler esnasında yollarda vefat edenler olmuş, vefat edenlerin cenazeleri defnedildikten sonra yolculuğa devam edilmiştir. Yolculuğa ve soğuklara dayanamayan çocuklar bir gün alınmak üzere yollardaki köylü ailelere emanet bırakılmıştır. Bu derin  acılar her gün duyup dinlediğimiz “Göç göç oldu göçler yola dizildi” ve “Bir sandığım vardı sırmadan telden” gibi nice ağıtlara konu olmuştur. Göç edenler Anadolu’da yerleştikleri yerlerde “doksanüç muhacirleri” olarak tanınmaktadırlar.

  Samsun Bölgesine doğru yapılan göçler Batum muhacirlerinin göçleri ile Cumhuriyet’in ilanından sonra da devam etmiş, son olarak “muhacirler” olarak tanınagelen “Doğan” aileleri   Engiz Köyüne gelmişlerdir. Engiz’e yerleşmeden önce bir süre Terme’de ikamet edenlerde olmuştur. Rusya’da 1917 yılından sonra yönetime gelen komünistlerin maneviyat karşıtı uygulamaları Müslüman ahaliyi bu göçlere zorlayan en mühim sebep olmuştur.  Göçler çoğunlukla rus zulmünden firar etme şeklinde ve dehşetli şartlarda gerçekleşmiştir. Can pahasına göze alınan kaçışların  kabus gibi korkulu hikayeleri anlatılagelmiştir. Farklı gruplardan müslümanlar gibi, o devirde Badıllılarda benzer acıları yaşamışlardır.

Bu acı olaylardan birisi şu şekilde anlatılagelmiştir:  1930’lu  yılların sonlarında Rusya’da esaretten kaçış büyük tehlikelere rağmen devam etmektedir. Kırk civarındaki müslüman esaretten kurtulmak için Rusya ile Türkiye arasındaki sınırı teşkil eden nehirden geçerek Türkiye’ye kaçarlar ve akrabalarına kavuşurlar. Bu olay üzerine Rus hükümeti Türkiye’ye nota vererek tanınan süre içinde kaçanların sınırdaki köprüde kendilerine teslim edilmesini ister. Türkiye Hükümeti bu isteğe boyun eğer ve bu insanları istenildiği şekilde Rusya’ya teslim eder. Teslim edilenler köprüden karşıya geçince sıraya dizilerek Rus askerlerince katledilirler. Katliamı gören sınırdaki karakol komutanımız aklını yitirir. Bu olay üzerine; “bizi siz öldürün vermeyin rusa, yakışmaz insanlığa sığmaz namusa”, dizeleriyle başlayan ağıtlar yakılır.

Osmanlı sınırları dışında, Batum’da kalıp Türkiye’ye gelemeyenler sonraki yıllarda  Sibirya, Kazakistan, Kırgızistan-Celalabat ve Türkmenistan gibi iç bölgelere sürgün edilmişlerdir. Batum’da bulunulan köyler Günabatumi (yada Gonyebatumi-Batum’a 8 km. mesafede), Kağaben, Çakui (yada Çağkui), Çürüksu ve Çarnal’dır.  Sürgünler Stalin döneminde yoğunlaşmıştır. Sürgün edilenlerin Türkiye’deki yakınları ile münasebetleri oldukça azalmış; hatta kesilmiştir. Türkiye’deki yakınlarına mektup yazanlar olduğu gibi, çok nadir de olsa karşılaşabildikleri Karadeniz’lilere Samsun’daki akrabalarından bahseden ve selam gönderenler olmuş ve olmaktadır.  Bu bölgelere sürgün edilen aileler 70-80 yıllık ayrılıktan sonra 1990’lı yıllardan itibaren Rusya’da gelişen hürriyet ortamı sonrası Samsun’daki akrabaları ile görüşmeye ve karşılıklı ziyaretlere  başlamışlar, hatta evlilik yapanlar da olmuştur. Bunların Türkçeyi konuşamadıkları, Rusça ve Kürtçe bildikleri, giyim ve kuşamlarının ise değişmediği dikkat çekmiştir. Gelenler Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığına geçme ve Türkiye’ye yerleşme taleplerinin Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti tarafından türk olmadıkları gerekçesiyle kabul edilmediğini söylemişlerdir.

Erzurum, Kars ve Ardahan bölgesinden göç edildiği yıllardan sonra günümüze kadar gerek idari yapıda, gerekse yerleşim merkezlerinin isimlerinde pek çok değişiklikler yapılmıştır.  Ardahan 1921 yılında işgalden kurtulup anavatana katılmasından sonra mutasarrıflık, 1926 yılında ise ilçe yapılmıştır. Bu esnada sınırlarının küçültülmesi ile köylerinin bir kısmı Erzurum İline bağlanmıştır.

Yine eskiden Hanak İlçesinin diğer adı Meşe Ardahan, Göle İlçesinin adı ise Küçük Ardahan olarak bilinmekteydi. Oltu’ya bağlı olan bazı köyler 1940’larda kurulan Şenkaya İlçesine bağlanmıştır. Yine, Penek olarak bilinen bölgenin ve çevresindeki köylerin isimlerinin değiştirilmesi, geçmişle ilgili nakledilen bilgilerin günümüzde değerlendirilmesini zorlaştırmaktadır.

Samsun Badıllıları, bölgeye geldikleri yıllarda son derece zor şartlarda yaşamışlardır. Bu zor şartlardan dolayı sıtma ve verem gibi daha başka bulaşıcı hastalıklara yoğun şekilde maruz kalmışlardır. Bu olumsuz şartlar sebebiyle bebek ölümleri sık görüldüğünden çocuklarının yaşaması temennisiyle Yaşar, Dursun, Dursune gibi isimleri vermişlerdir. Sel ve sivrisinek gibi problemlerden dolayı başka bölgelere göç etme arayışları olmuş, zamanla yeni ırmakların açılması ve şartların iyileşmesi ile bu arayışlar son bulmuştur. Bulundukları ovaların başılca geçim kaynağı olan hayvancılık vesilesiyle Terme’nin Üçpınar, Niksar’ın Dumanlı, Ladik’in Akdağ ve Merzifon’un Tavşandağı yaylalarına gidip gelerek yaylacılık yapmışlardır.  Geçmişin yaylacılık geleneğini günümüzde Ladik’te yazlık  evler yaptırarak sürdürenler vardır.

1960’lı yıllardan itibaren başta Almanya olmak üzere yurt dışına işçi olarak gitmeye başlanmasından sonra refah seviyesi yükselmiştir. Faal nüfusun ekseriyetinin yurt dışında olduğunu söylemek mümkündür. Yurt dışındaki ikinci ve üçüncü nesil Türkiye’deki içtimai hayata uymakta zorluk çekmekte ve genellikle aktif olarak katılamamaktadırlar.  Yurt dışındakilerin çoğunluğu Almanya’da ve Berlin’dedir. Berlin’in Kreuzberg İlçesindeki Vahdet Derneği başta olmak üzere diğer bazı cemiyetlerle ilgilidirler.

Tarımsal faaliyet olarak Bafra’daki köylerde yoğun olarak sebzecilik yapılmaktadır. Bu köylerde yazları patlıcan, domates, biber, kavun ve karpuz; kışları ise lahana, pırasa gibi kış sebzeleri ekonomik amaçla yetiştirilmektedir. Ondokuzmayıs İlçesinde mısır ve buğday gibi ürünlerin yanında yonca ve fiğ gibi yem bitkileri, ayrıca küçük çaplı meyvecilik ve aile ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyde sebzecilik yapılmaktadır. Terme’de ise fındık başta olmak üzere, pirinç, mısır ve yaz sebzeciliği yaygındır. Son yıllarda kavakçılık yoğunlaşmıştır. Meyvecilik ailelerin kendi ihtiyacı için yapılmaktadır.

Hayvancılık olarak aile işletmesi düzeyindeki süt sığırcılığı son yıllarda yaygın hale gelmiştir. Küçükbaş hayvancılık terk edilme noktasına gelmiş olup,  birkaç ailede devam etmektedir. Kümes hayvancılığında geçmişte yaygın olan kaz, ördek ve hindi yetiştiriciliği büyük çapta terk edilmiştir. Tavuk yetiştiriciliği de önemli oranda azalmıştır. Balık ve ördek avcılığı yapılmaktadır. Özellikle Bafra’nın Kızılırmak Deltasındaki Balık Gölleri Türkiye’nin sayılı avcılık sahalarındandır. Türkiye’nin ihraç ettiği kan sülüğünün hemen hemen tamamına yakını bu göllerden toplanmaktadır. Ördek avcılığı geçmiş yıllarda ekonomik faaliyet olarakda yapılmıştır.

Samsun’daki Badıllılar’da  eğitim seviyesi çevreye göre düşüktür. Yüksekokul bitirme oranı yüzde 1-2 civarındadır. Tarım dışı işlerle ilgilenme oranı azdır. Yurt dışında, özellikle Almanya’da çalışabilme, yeni yetişen nesil için öncelikli sayılmaktadır. Bu durum eğitim ve öğretim yanında başka mesleklerde yetişmeyi olumsuz etkilemektedir.

Ahalide aşiret bilinci fark edilmeyecek düzeyde olup, aşirete mensubiyet bilgisine sahip olanlar nadirdir. Çevredeki diğer kürt nüfus olarak  Bafra’nın Dededağ Köyündeki Şehybızın Aşireti mensupları bilinmektedir. Bunlarla ilişki ise oldukça sınırlıdır. Terme İlçesine Badıllılardan asırlar önce yerleşen Şeyhbızın Aşireti mensupları günümüzde hemen hemen tamamen türkçe konuşmakta olup, kendileriyle Badıllılar arasında özel bir yakınlıktan söz edilebilir.

Bu bölgedekiler Badıllıların “mahsu” (yada maksu), “gın” (kın yada gınnolar) ve “kıllı” kollarına mensup oluklarına dair bilgilere sahiptirler. Kabile olarak başlıca Hekimoğulları (Hekimler), Süleymanoğulları, İsmailoğulları, Karaosmanoğulları, Hüseyinoğulları, Topaloğulları, Teciralioğulları ve Mollamehmetler sayılabilir.

Samsun Badıllıları kürtçe konuşmaktadırlar. 2010 yılında TRT 6 kanalı tarafından Bafra’nın Yeşilyazı Köyü ve Ondokuzmayıs İlçelerinde çekimi yapılan Rewi programında, kürtçeyi  orta yaşlılardan  konuşmakta zorlananların olduğu ve kadınların daha iyi konuştukları  dikkat çekmektedir. Yeni neslin ise kendi aralarında konuşurken Türkçeyi tercih ettikleri söylenebilir.

Mezhep olarak Hanefi olup;   muhafazakar hayat tarzı hakimdir. Refah seviyesine bağlı olarak Hacca gitme oranı artmıştır. Nüfus bilgisi olarak 2012 yılı itibariyle yaklaşık 1500 hane civarında oldukları söylenebilir.

Gelenekler ve akrabalık ilişkileri öncelikli addedilsede, geleneklere bağlılık zayıflamaktadır. Çevre ile ilişkiler olumludur.  Bu ilişkiler dahilinde karşılıklı evlilikler de görülür. Düğünler çoğunlukla Mevlidli yapılmaktadır.

                                              ABDULLAHBAYRAM KAYA


Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam48
Toplam Ziyaret122694
Hava Durumu
Anlık
Yarın
35° 39° 25°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar5.99026.0142
Euro6.82196.8493
Site Haritası
Badıllı Gençlik Platformu