Urfa Badıllıları

Bugün Urfa sınırları içinde yeralan aşiretlerden biride Badıllı aşiretidir.Badıllılar Urfa-Hilvan arasındaki bölgede 30 köye dağılmış ve 35 binin üstünde bir nüfusa sahip  Urfanın sayılı aşiretleri arasındadır.Ayrıca Viranşehir ve Ceylanpınar ilçeleri sınırlarında 5 köyü mevcut olup,Karaköprü ve Kısas beldelerindede Badıllılar bulunmaktadır.

KÖYLERİMİZ

Sırayla : köy-il-nahye-köy mutarı
Hamurkesen -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Mehmet Çelik
Ağızhan -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Tahir Badıllı
Bölücek-Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Mustafa Badıllı
Büyük Salkım -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Süleyman Doğan
Cemal -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Müslüm Karadağ
Külaflı -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Ahmet Badıllı
Şeyhzeliha - Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Hüsnü Badıllı
Türkmen -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Müzbeh Karadağ
Uzuncuk -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Salih Badıllı
Yedikuyu -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Abdullah Karadağ
Yukarıakören -Şanlıurfa - Merkez - Kabahaydar -Fethi Özdemir
Karapınar -Şanlıurfa - Hilvan -İsa Akbalık 
Özveren -Şanlıurfa - Hilvan- Zeynel Şa 
Başören -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret
Pınarbaşı -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Bakır Badıllı
Gölgen -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Hikmet Şaka
Küçük Salkım -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Süleyman Dogan
Yeterli -Şanlıurfa - Merkez - Kabahaydar -Fethi Özdemir
Beyazköy -Şanlıurfa - Merkez - Kabahaydar -Fethi Özdemir
Kuyucak -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret- M. Emin Ateş
Göllü - Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret
Yalavuz -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret -Ahmet Badıllı
Uğrak -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret
Kanatlı - Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret
Uğurlu -Şanlıurfa - Merkez - Akziyaret
Kısas Beldesi mekez ve Keser Dede  köyünde Badıllılar mevcuttur.
Karaköprü beldesinde ,V.şehirde ve C.pınarda Badıllı köyleri mevcuttur.

Kabilelerimiz

BEGLER
ELOİ
MAKSO
ELXECIK
MIHOXALTA
ELXOİ
AHMETOGULLARI
                        
Badıllı Aşiret Reisleri

 Badıllı Sait Bey

Urfa Badıllılarının 1902 deki Aşiret reisidir.Urfa aşiretleri arasında Kör Sait lakabıyla tanınır.Kendi döneminde Ağızhan köyünde ikame etmiştir.Urfanın kurtuluşunda 250 savaşçısıyla Çete Reisligi yapmış ve Fransızlara karşı mücadele etmiştir.Urfanın kurtuluş kaderine yönveren isimlerin başında gelir.İstiklal mahkemelerinde zamanın zihniyeti tarafından Önce Diyarbekirdaki istiklal mahkemelerinde hiç bir suç emaresi ortada yokken yargılanmış ve daha sonra Suriyede 6 ay sürgün hayatı yaşamış ve sonra yurda dönmüşlerdir. Badıllı Sait Bey’den ve Badıllı aşiretinden ünlü Alman mareşali Moltke “Türkiye Mektupları” isimli anı kitabında bahseder. Badıllı Sait Bey İstanbulda vefat etmiştir,kabri istanbuldadır.İri yapılı bir gövde,yalçın kayalar gibi…cömert ve ruhi asaletine maruf bir sima…mensup olduğu kabilenin yüksek meziyetleriyle müteallik,misafirperver,vefa ve ahdine sadakatiyle tanınmış bir şahsiyet.urfanın zehirle bozulan havası(urfanın işgali söz konusu) bu aslanında teneffüs borularını tıkamış.Damarlarındaki kan hızlaşarak,kalbi memleket aşkıyla çarpmaya başlamıştır.Urfada yanan ateş,onun kalbini,ruhunu yakmış.gizliden gizliye yapılan işler uhdesine terettüp eden işleri dışardan görmüş ve başarmıştır.Badıllı Sait Bey o karanlık ve korkunç günlerde bu milli davanın fedayisi olarak çalışanlardandır.Bucaklı ali efendinin beraatinde,ali rıza ve ali saip beylerin siverek’e firarlarında yararlık göstermiştir.Badıllı Sait Bey Urfa savaşına tekaddüm eden günlerden yine düşmanın şebekede toprağa gömüldükleri dakikaya kadar aldığı vazifeyi hakkıyla ifa etmiştir.


 Badıllı Bekir Bey

Badıllı aşiret reislerindendir.Abisi Said beyin vefatından sonra aşiret reisliğine ğeçmiştir.Kurtuluş savaşı döneminde Fransızlara karşı mücadele eden şahsiyetlerdendir.Badıllıların Külaflı köyünde hayatını sürdürmüştür.1970’lerde vefat etmiştir.Şu anda kabri Şeyhzeliha Köyü Badıllı Aile mezarlığındadır.








 Hacı Halil Badıllı

Badılı Bekir beyin oğludur.Badıllı Bekir beyin vefatından sonra aşiret reisliğine geçmiştir.Şanlıurfa il meclis üyeliğine iki dönem seçilmiştir.Külaflı köyünde hayatını devam ettirmiştir. Sade   ve  mütavazi bir  hayat  sürdürmüştür.   Dinine  diyanetine   bağlı   cömert, misafirperver  bir şahsiyetti.Badıllı aşiret  reisliğini  hakkıyla  yerine getirmiştir. 1996 yılında vefat etmiştir.Şu anda kabri Şeyhzeliha köyü Badıllı Aile mezarlığındadır.    

Ağırlıklı olarak Şanlıurfa sınırları içinde yaşayan bir aşirettir. Günümüzde Badıllı ismi ile tanınır. Geçmişte bazı tarih kitaplarında Badeli, Badıli, Bedeli, gibi isimlerle de kayıtlara geçmiştir. (81) Bu ismin aşirete neden verildiği ve kökeninin nereden kaynaklandığı bilinmemekle beraber İsfah yakınlarında bir kasabanın adına izafeten verilmiş olacağı düşünülmektedir. Günümüzde Orta Anadolu’da ve çeşitli bölgeler de yaşayan Beydilli Türkmenleri ile ve daha birçok aşiretle isim benzerliğine sahiptir. Yöresel Kurmanci lehçesinde Bedıl kelimesi çokça kullanılır. Çevre aşiretler Badıllılara Bedıli derler. Be-dıl; gönülsüz isteksiz kişilere hitaben söylenen bir kelimedir. Fakat Bad veya Badıl Farsça bir şehir ismidir. Türkmen aşireti olan Beydililerle isim benzerliği haricinde bir akrabalıkları ve ortak yanları tespit edilememiştir. Badıllılar tabi olan aşiretler kısmında yer almaktadır. Badeli ismi 200 yıl önceki eserlerde kullanılan isimdir.Türkçemizde geçen Beydilli kelimesi büyüklerin dili, büyüklerin söz ve kavilleri anlamına kullanılmıştır.Milli aşiretinin yöre aşiretleri ile yaptığı çeşitli savaş ve kavgalarda Badıllılar büyük fedakârlıklarla Mılan federasyonunu desteklemişlerdir. Yörede akıllı ve hürmetkâr tavırları ile tanınan bir aşiret olup kavga, dövüş gibi gayri ahlaki tavırlardan uzak durmuşlardır. Bu nedenle aşiret tarihinde onlarla ilgili bilgi bulmakta güçleşmektedir.Badıllıların tarih boyunca yerleşim bölgeleri genellikle Güneydoğu Anadolu’da Urfa ve civarı ile Karacadağ ve Diyarbakır arası olmuştur. 17. yüzyılın başlarında Diyarbakır’da sakin oldukları bilinmektedir.  Ancak Badıllıların da diğer aşiretler gibi 1700’lü yılların sonuna kadar konargöçer oldukları ve belirli bir yerde iskân etmedikleri yapılan incelemelerde görülmektedir. Tarihte Badıllıların bahar ve yaz aylarındaki yaylak sahaları Siverek Karacadağ ve civarı, Kışın ise kışladıkları yer genel de Haran ve Ceylanpınar ovalarıdır. Hangi tarihte yerleşik hayata geçtikleri bilinmemekle beraber yaptığım araştırmalar 1680 tarihi ve sonrası Urfa’nın kuzeyine yerleşmeye başladıklarını göstermektedir. Günümüzde yaşadıkları köylerden bazılarının Cumhuriyet dönemi isimleri şunlardır. Yedikuyu, Hamurkesen, Kanatlı, Pınarbaşı, Külaflı, Ağızhan, Akören, Kumrulu, Özveren, Büyük ve Küçük Salkım, Karapınar, Uğurlu, Başören, Bölücek, Uzuncuk. Badıllıların bir bölümü Gümüşhane Çimendağı bölgesinde bir kısmı Refahiye ve civarın da yaşamaktadır. Ankara’da Suriye’de de Badıllılara rastlamak mümkündür. Tarihin birçok döneminde Doğu ve Güneydoğudan birçok nedenle bazı aşiretler parçalar veya aileler halinde Orta Anadolu’ya ve Osmanlının diğer illerine sürgüne gönderilmişlerdir. Bazı aşiretler ise göç veya sürgün haricinde tamamen yerleştirilmek amacıyla bazı bölgelere gönderilmiştir. Diğer bazı aşiretler hayvancılığın daha rahat yapılacağı yayla ve geniş meralara kavuşmak amacıyla Orta Anadolu’ya göç etmişlerdir. Sürgünlerin birinci kısmı Celali isyanları olarak bilinen 1519 -1658 tarihi arasındaki göçlerdir. Bu tarihler arasında göç eden veya göçe maruz kalan aşiretler şunlardır. Reşvan, (Reşıkan,Reşan), Canbegi (Cihanbeyli), Şexbizinî (Şeyhbızıni), Milan, Şadiyan-Şadilliyan Rutan (Rutıkan), Zırıkan, Sêwêdî, Terîkan, Mikaîlan, Mirdesîyan, Molikan, Badilîyan, Nasiri, Koçgiri, Mahasi, Belikan, Celikan, Oxciyan, Cutıkan, Xelıkan, Sêfıkan Pisiyan ve Beski (Beziki)Bu aşiretlerin 1800’lü yıllara kadar Anadolu’nun birçok bölgesinde konargöçer şekilde yaşadıkları ancak 1700 yılların sonuna doğru yerleşik hayata geçmeye başladıkları bilinmektedir. Bu tarihlerdeki bazı göç listelerinde Badıllı aşireti de göze çarpmaktadır. 

Badıllı İsmi Üzerine 

Doğu ve Güneydoğu da yaşayan Badıllılar ile Türkmen Beydillileri arasında akrabalık bağı kurmak için isim benzerliği haricinde herhangi bir bilgi veya belgeye rastlamak mümkün değildir. Tüm İnsanlar Âdem İle Havva’dan  (onların üzerine selam olsun ) türemiştir. Fakat daha sonra kabilelere, aşiretlere, kavimlere, ayrılmışlar ki birbirlerini daha rahat tanısınlar. Bu nedenle ırki hislerle durumu incelemek yakışık almaz. Badıllıların ve diğer aşiretlerin Âdem’den bu güne hayatlarını araştırma, tarihini anlatma gücüne sahip değiliz. Bu zaten imkânsızdır. Ancak 1000–1500 yıllık bir tarihi bazen kitap ve belgelerden bulmak mümkün olabilmektedir. Bazen bir isim, bazen bir lakap, bazen daha başka türlü bir kelime de bir aşiret hakkında birçok bilginin bulunmasına vesile olabilir. Bundan dolayıdır ki Urfa’daki Badıllılar ismi anılınca ve hakkında açık bir bilgiyi kitaplarda bulamayınca ister istemez tarihçiler birbirine benzer isimlerden yola çıkarak bazı sonuçlara varmak istemişlerdir. Bu her tarihçi için vazgeçilmez bir başvuru çeşididir. Dilerseniz bu isim benzerliği üzerinde biraz konuşalım. Beydilli ile Badili, Bedili kelimeleri birbirine yakın kelimelerdir. Aralarında aşırı derecede bir mahrec ve okuyuş benzerliği bulun maktadır. Fakat herhangi bir isim veya kelime üzerinde konuşurken o isim veya kelimeyi ait olduğu dilin usul ve kaidelerine göre incelemek lazımdır. Mesela Tanrı Kelimesi Türkçedir. Bu ismi Arapça dil kurallarına göre incelemek ne kadar doğru olabilir. Arapça olan Allah ismini Türkçe dil kurallarına göre incelemek nasıl mümkün olabilir. Konuşulan her dilin kendi kuralları bulunur. Mesela Doğu ve Güneydoğuda bu aşirete hiçbir zaman ve tarihte Beydili ismi verilmemiştir. Bölgenin en eski savaş destanlarında Badıli ismi kullanılmıştır. Hiç bir zaman Beydili kelimesi telaffüz edilmemiştir. Doğu ve Güneydoğuda aşiretler arasında yapılan her türlü savaş, tartışma, ölümle sonuçlanan kavgalar, aşk olayları, meliklik, paşalık yapanların hayatı mutlaka destan haline getirilir. Bu şair ve kilamcılar (sanatçı) için bir örf ve bugünkü tabirle töredir. Bu sahadaki tüm destanlar ve besteler de Badıli ismi haricinde isim kullanılmamıştır.           Mesela 4. Murat Han döneminde Urfa, Culab Nehri kenarına yerleştirilen Barak. Beydili Türkmenleri İle Mılanlar arasındaki savaş, dönemin şairleri tarafından beste haline getirilmiş ve ismi Kilama Devreş’i Abdi konulmuştur. Bu beste de her şair savaşa katılan kahramanları, aşiretleri tek tek isim vererek sayar. Baki Xıdo, Bozan Ahmet, Mamet Kaşo, Tutruçlu Şeyho, Bozovalı Osman, Muşlu Şakiro ve daha yüzlerce meşhur aşiret sanatçısı savaşa katılan Beydilli Türkmenlerine Turk’an (Türkmenler) olarak Hitap ederler. Türkmenlerin aşiretlerini sayarak içlerinden birinin Beydili olduğunu söyler ve reislerinin Çil İbrahim olduğunu izah ederler.‘’Çil İbram’e Beydili’’  mahlasını kullanırlar. Asla Badıli kelimesini veya ismini zikretmezler. Zira bu savaşta Badıliler, Mılan tarafında yer almış ve Türkanlarla savaşmıştır. Nitekim bu savaşta günümüzde Akçakale ile Harran ilçeleri arasında oturan Geys-Kays aşireti Turkanilerle birleşmiş ve beraberce Mılanların karşısına çıkmışlardır.Hatta Mılan federasyonu agitlerinden (kahraman) Mıhemed Bakır Ağa’i Kekeç Komutan Devreş ile son görüşmesinde Devreş onu terslemiş: “Gözünüzün önünde Geys aşireti askerleri Amer Ağa’nın oğulları Yusuf ile Bozan’ı öldürüyorlar. Siz cenazelerini bile alıp getirmekten acizsiniz. Bu nasıl agitliktir?” diye tersler. Mıhemed Bakır Devreş’ e hitaben; “Kardeş doğrudur. Savaş meydanında o iki gence rastladım. Çil İbram’i Turkan’nin üzerine hücum ettiler. Onlar daha toydu. Turkan reisinin ne gaddar bir kahraman olduğunu bilmiyorlardı. Çil İbram’i Turkan’nin elinde bir şelfe (savaş baltası ) vardı. Gözlerini yummuş şelfeyi başının etrafında yazın rüzgârında kalkan talizok gibi (rüzgâr hortumu) çeviriyordu. Onun şelfesine rastlayan baş tırpanın biçtiği haziran buğdayı gibi yere dökülüyordu veya parçalanıyordu. Uzaktan ikisine de bağırdım. Gitmeyin üzerine, dedim. Fakat fayda etmedi. Onlar Çil İbram’ı Türkan’nın şelfesine takıldılar. Er gerekir ki bu zatın yamacına çıka!” diye Çİl İbram’ı methetmiştir. Bu savaş Doğu, Güneydoğu, Suriye, Irak gibi tüm ülkelerin aşiretlerinde meşhur ve destanımsı bir olaydır. Bu ve buna benzer yüzlerce tarihi aşiret savaşlarında hiçbir zaman Beydili kelimesi Badıli aşiretine yönelik olarak söylenmemiştir. Yani bölge sözlü edebiyatında Beydili ile Badılıların akraba olduklarına dair tek bir türkü, kilam, olay, hikâye, sözlü rivayet bulunmamaktadır. Fakat yöre aşiretleri arasında bu kelimeye benzer kelimeler ile adlandırılan birçok köy, şehir, kasaba, aşiret, kabile bulunmaktadır. Nitekim El Semani, Kitabul Ansab isimli eserinde İsfahan yakınlarında Badilan- Badiran isminde bir kasabanın bulunduğunu kaydeder.(83) Yine El Semani’ye göre “Badoyi” Bağdat yakınlarında bir kasaba ismidir. Semani; Bahdilan isimli bir aşiretten bahseder ki; günümüzde Araplar arasında bu aşiret meşhurdur. Bahdilan aşireti Semani döneminde Basra yakınlarında yaşamakta idi. Bu aşiret soyca Carud Bin Ebi Sibre El Bahdili’ye dayanır. Carud Sahabe Enes Bin Malik’ten hadis rivayet etmiştir. Bu şahıs sahabeleri görmüş ve tabiinden bir zattı. Bağlı olduğu aşirete Bahdili-Behdili denilmektedir.(84)   Yakut El Hamevi; Mü’cemul Buldan isimli eserinde Badoli Yemame (hicaz)’de bir bölge ismidir, demektedir.(85) Ahmet Vasfi Zekeriya, Mılan aşiretini anlatırken Badililerin Mılan aşiretinin bir kabilesi olduğunu kaydeder. Fakat bu aşiretin ismini Badıni olarak kaydetmektedir.(86) Dolayısıyla görülmektedir ki “bad, badi, badin, bahdil” kelimeleri Arap âleminde de kullanılmaktadır. Gelelim yörede kullanılan dil açısından bu kelimenin incelenmesine Yöre aşiretlerinin kullandığı Kurmanci dil kurallarına göre bu ismi incelediğimiz zaman “badıl” “-i” eki alarak önümüze çıkar. -İ- Kurmanci dilinde aidiyet ifade eden bir ektir. Mesela Ahmed-i Hasan, yani Hasanın oğlu Ahmet. Bu dildeki isim veya kelime sonuna gelen “-i-e” harfleri aidiyet ifade eder. Tükçedeki “-lı” eki gibidir. Dolayısıyla bu aşiretin esas ismi Bad veya Badı veya Badıl’dır. Sonundaki –i- eki aidiyet arz etmesi için eklenmiş bir ek olup ismin kendisine dâhil değildir. Hâlbuki Bey-dili isminde iki adet kelime vardır ki bunlardan biri bey ikincisi ise dildir. Nitekim eski Türkçede “bey” kelimesi bek veya yumuşak “ğ” olarak beğ şeklinde okunur. Günümüz Türkçesinde “bey” olarak değişmiştir. Beydili ismindeki her iki kelimede öz Türkçedir. Ve Türkçe anlamları bulunmaktadır.  Bad ismi bölge aşiretlerinde kadın ve erkekler için tarihten bu yana kullanılan özel bir isimdir ve lakapdır. Mesela Diyarbakır’da kurulan Mervani Devleti’nin kurucusu Hüseyin’in lakabı Bad’dır. Urfa yöresinde meşhur bir beydir. Silvan’dan Urfa’ya kadar Harran dahil  bu bölgeyi kısa bir zaman da olsa egemenliği altına almıştır. Aslen Hüveydi aşiretinin Herpuxti kabilesindendir.  Silvanlı tarihci İbnul Azraki; Tarihi Farikin isimli eserinde bu şahsı Bad Bin Dostık olarak tanıtmaktadır.(87) Aynı ismi El Kâmil Fi Tarih isimli eserinde ibni Esir Arapçadaki “dal” yerine peltek “zel” harfini kullanmakta ve “baz” diye zikretmektedir.(88)  Ki bu kelime Mervani reisinin öz adı olmayıp lakabıdır. Asıl ismi Hüseyin Bin Dostıki’dir. “Bad” kendisine lakap olarak verilmiştir. Aslında bad yöre dilinde yırtıcı bir avcı kuşa verilen isimdir. Bazı yöresel lehçelerde bad bazı lehçelerde Baz olarak söylenir. İbni Esir, Behdinan lehçesine vakıf olduğu için Baz olarak yazmıştır. İbnul azraki ise kelhor lehçesine vakıf olduğu için bad olarak yazmıştır. Her iki kullanış şeklide tayr’i bad yırtıcı ve avcı doğan kuşunun ismi olarak kullanılır. Doğan kuşu üç yumurta yapar. Birinci yumurtadan çıkan yavruya aşiretler “bad” derler ikinci yumurtadan çıkan yavruya “badaroğ” derler. Üçüncü yumurta ise “çelleğan”dır. İtibar ve kahramanlık devamlı birinci yumurtadaki bada aittir. Yörede bu lakap birçok kahraman insana verilmiştir. Hatta Kadiri tarikatının Kurucusu Abdulkadiri Geylani (Allah sırrını kutlu etsin ) bad veya baz olarak lakaplandırılır. ‘Baz Abdulkadiri Geylani ‘’Nitekim İbni Azraki bad isminin kadınlar içinde kullanıldığını eserinin 263, sayfasında Badiye olarak kaydeder.(89) Dolayısıyla bu aşiretin ismi yırtıcı kuş olan doğana istinaden verilmiştir. Fakat bu aşiret içinde Said ismi çok yaygındır. Eskiden beri aşirete reislik yapan şahısların sürekli babadan oğula bu ismi aktarmaları ilginçtir. Günümüzde hala bu isim Badıllılarda yaygındır. Ne acayip bir tesadüftür ki aynı bölgede bir devlet kuran Mervanilerde de Said ismi yaygındır. Kısa zamanda varlığına son verilen Mervanilerin dört reislerinden ikisinin adı Said’dir. Badıllılarda da reislerin isimleri genellikle Said’dir. Yine Mervanilerde Badi ismi de yaygındır. Badıllıların Mervanilerin bir devamı olma ihtimalleri ve Mervani Devleti içinde yaşamış bir kabile olma ihtimalleri çok yüksektir. Urfa Badıllıları ile ilgili fazla bilgi bulunmadığından tarihçiler her zaman Urfa Badıllılarını, Barak Beydillileri veya Halep Türkmen Beydillileri ile aynı sayarak izah etmeye çalışmışlardır. Fakat Beydilli aşireti ile ilgili bilgi ve belgeler incelendiği zaman gerek yapısal açıdan gerekse sosyolojik açıdan Beydilli ile Badıllı aşiretleri arasında bağ kurmak oldukça güçleşmektedir. Badıllılar içinde yer alan kabilelere bakıldığı vakit Ahmetoğlu haricindeki kabilelerin yöresel lehçe isimleri taşıdığı görülür. Bunlardan Beğ’ler kendilerinin Abbasi olduğunu söylerler. Bu kabileden Mal’a Beytel Emir diye bilinen bir aile bu konuda bir şecereye de sahiptir. Bilindiği üzere Abbasiler, Arap ve Haşimi’dir. Bazı kaynaklarda tarihi Curcangi bazı yöresel tarihlerde Abbasi halifesi Harun Reşit döneminde Miladi 786–809 tarihleri arasında Badıllıların, Reşilerin, Şadililerin ve toplam 125 aşiretin İran’ın Mazenderan ve Kandahar bölgesinden alınarak Samsun, Canik, Kayseri, Adana, Sis hattında Bizansızlara karşı yerleştirildiği kayıtlıdır. Bu bilgiler Badıllıların Abbasilerle eskiden beri bir irtibatlarının mevcudiyetini de kuvvetlendirmektedir. Dolayısıyla Badılların içinde bir kabilenin Abassi asıllı olması göz ardı edilememelidir. Günümüzde Badıllıların bir kısmı hala Kuzey Horasan’da yaşamaktadır. Bu bölgedeki Badılılılar da Kürtçe konuşmaktadırlar. Bölge halkı buradaki Badılılara “Badelan” ismi vermektedirler. İbni Hurdazibe Bu bölgedeki aşiret beylerinden bahsederken Badgesi diye bir beyden de bahsetmektedir. Abbasi halifesi Harun Reşid’in Mazenderan ve Kandahar’dan alıp getirdiği aşiretler arasında hem Badıli hem de Şadıli aşiretleri mevcuttur.  Badıllıların diğer tabi kabilelerine gelinceElxoiler, Badıllı İmam zamanında Urfa’ya gelmişler. İmam’e Bengzo beylik davasında bulunmuş, Elxoileri Siverek’ten getirmiştir. Mıhoxalta (Mıho’yi Halit neslinden olanlara verilen bir ad)  ve Maksoi kabileleri Karacadağ’dan getirtilmiştir veya kendileri gelerek Badıllılara katılmıştır. Maksoi veya Maksoyilere günümüzde bağımsız bir aşiret olarak Sason bölgesinde rastlamaktayız. Yıne Abbasi olduklarını iddia eden Beğ kabilesine müstakil bir aşiret olarak Hakkâri, Şemdinli bölgesinde rastlamaktayız. Keza Mardin Kızıltepe Arıklı köyü ve civarında da Beğ aşireti yaşamaktadır. Bu da göstermektedir ki; Badıllılar çeşitli yerlerden bir araya gelmiş bir kabile federasyonudur. Tıpkı diğer aşiretlerde olduğu gibi... Hâlbuki Beydili Türkmen aşiretleri genellikle akrabalık kuralları üzerine birleşmişlerdir. Yukarıdaki bilgiler gösteriyor ki Badıli aşireti bir kablile federasyonudur. Zaten Bad, Badi, Badil, ismi ile bölgede birçok aşiret mevcuttur. İsim eskiden beri kullanılmaktadır. 21 Ocak 1691 tarihinde yayınlanan bir fermanda geçen Beydıllı Türkmenlerinin Urfa civarına yerleştirilmesi meselesindeki bilgilere gelince: Ferman şöyle: (91)‘’Padişahlık merkezinden 21 Ocak 1691 tarihinde Rakka beylerbeyi Kadızade Hüseyin Paşa ile bölge eyaletlerindeki kadılara bir ferman gönderildi. Fermanın bir sureti de meselenin son şekli ve tatbik edilecek talimat dâhil olmak üzere iskâna memur olan Üsküdar Evi ve boy beylerine gönderildi. Cirit Yabaltun Harbendelü aşiretinin Harran kalesinin Rakka’ya açılan kapısına kadar, batıda Culap Nehrine doğru sülüklüye giden yolun iki tarafına Badıllı ve ona bağlı Çimkanlı, Mamavi Arşuvanlı, Hacıkırlı ve Utmanlı aşireti yerleştirildiler.’’Günümüzde Bu fermanda sözü edilen Badıllıların yani Çimkanlu, Mamavi Arşuvanlı, Hacıkırlı ve Utmanlı kabilelerine Urfa’da rastlamak mümkün değildir. Hatta mevcut Badıllıların kabileleri ile isim benzerliği bile bulunmamaktadır. Fakat Badıllıların İçinde Türkmen asıllı bir ailenin mevcudiyeti mümkündür. Zira bölgede bu gün bilinen birçok aşiret federasyonu içinde Türkmen asıllı ailelere rastlamak mümkün olmaktadır. Zira 1055’teki Selçuklu istilasında bazı ailelerin bölgede kaldıkları bilinmektedir. 
___________________kaynak:http://www.asiretler.com______________________________________________(81) Dr. Fritz; Kürtler, sayfa 30 (82) Divan’ı Lügati Türk, Kaşgarlı Mahmut, Darul Hilafeti Aliye, Matbaatul Amire, Halep ,1915,1. Baskı ( *) Dr Friç Lala Şahin Paşa ismini zikreder. Sh 330, Şertefname sadece Lala Paşa olarak kayda almıştır. Sh 381 doğrusu Lala Mustafa Paşa olmalıdır. Tarih ise 1578 olmalıdır. ) Şerefname Kura nehrine bağlı Kana çayı olduğunu söyler. Dr Friç bunun Kınığ Çayı olduğunu söylemektedir.   (83) Al Ansab, Samani, c,2 sayfa 21(84) Samani, Al Ansab, c.2 sayfa 345(85)Mü’camul Buldan, c.1, sayfa 318(86) Aşairi Şam ,Ahmet Vasfi Zekeriya, sayfa 663(87) İbnul Erzak, Tarihi Farikin, sayfa 49, Kahire,1959 (88) ibni Esir, Elkamil Fi Tarih, Sayfa 25(89) İbnul Ezraki, Tarihi Farikin, sayfa 263(90)Ziya GOKALP, Kürt Aşiretleri Hakkında Sosyolojik Tetkikler. Sosyal Yayınlar, Hazırlayan Şevket Beysanoğu, sayfa 130 

URFA BADILLILARINDA SOSYAL HAYAT VE İNANÇ  DÜĞÜN TÖRENLERİ

Düğün hazırlıkları kız arama işi ile başlar. Kız arama genellikle erkek ya askerde iken ya da askerliğini bitirip geldikten sonra yapılır. Kız arama işi evlendirilecek erkeğin tarafındaki bayanlara düşer. Bayanlar kendilerine uygun, eli yüzü düzgün ve mümkün olduğunca herhangi bir kusuru bulunmayan bir eş ararlar. Kız arama işi içeriden dışarıya doğru yapılır. Kızın ailenin içinden veya yakın akrabalardan olmasına (Amca, dayı, hala,  teyze vb. kızı) öncelik verilir. Eğer bunlar arasında uygun bir eş bulunmazsa çember daha da genişletilerek arama işi sürdürülür ve kendilerine uygun bir gelin adayı bulana kadar devam eder. Arana adayın; iyi bir aile terbiyesi almış olmasına, ahlak dışı davranışlarda bulunmamış olmasına, yakınlarından herhangi bir bayanın kaçmamış olmasına, tabir yerinde ise kız oğlan kız olmasına,  fiziki kusurlarının olmamasına vb. gibi kriterlere dikkat edilir. Evlenme işi çoğunlukla erkek askerden geldikten sonra yapılır. Tabi bu arada kız tarafı da erkeği ve ailesini araştırır.  Uygun bir gelin adayı bulunduktan sonra erkek tarafının büyükleri kızı büyüklerinden istemeye gider. Allahın emri peygamberin kavliyle kız istenir. Kız tarafının büyükleri misafirlerine “Biz size haber veririz.” Diyerek cevap verir. Eğer kız tarafının kızlarını vermeye gönlü varsa erkek tarafı tarafından ne gibi ev eşyaları ile zinet eşyasının yapılacağını ve varsa başlık parasının ne kadar olacağını belirleyip erkek tarafına haber gönderir. (Başlık parası genellikle olmakla beraber 1. derecede akraba olanlar arasında yoktur ya da gelenek olduğu için çok az bir miktar alınır ve onunla da kızlara eşya alınır.) Erkek tarafı da istenilenleri kabul ederse düğün hazırlıklarına başlanır. Kabul etmezse mesele kapanır. Yeri gelmişken bizde evlenecek erkeğin amcasının kızı üzerinde söz hakkı vardır. Yani baba kızını vereceği zaman kardeşlerine haber gönderip kızını isteyenlerin olduğunu ve kızını oğullarına isteyenin olup olmadığını sorar. Eğer kızı amcası oğullarından biri isterse başkasına verilmez. Bu konuda pek zorlayıcı olunmaz ama adet olduğu için kızı istemeye kimse gitmez. Dediğim gibi bu durum hoşnutsuzluklara sebep olacak bir hale getirilmez.Kız istenip söz kesildikten sonra kızın babasının evinde erkek tarafının temin ettiği tatlılar yenir. Tatlı törenine her iki taraf da istediklerini davet edebilir. Ama genellikle yakın akrabalar davet edilir.Daha sonra her iki taraf tarafından belirlenen bir tarihte düğün yapılır. Düğünden önce kız tarafı kızın çeyizi ile verilecek diğer eşyaları; erkek tarafı da yapacağına söz verdiği eşyaları ile diğer eşyaları tamamlamış olmalıdır. Düğünden birkaç gün önce erkek tarafı davet ettiği akrabaları ile kız tarafına giderek kızın çeyizini ve diğer eşyalarını davul zurna eşliğinde (Gevende: Düğün ve sünnet gibi törenlerde davul zurna çalan kimselerdir. Hemen her aşiretin kendine bağlı gevendeleri vardır.) ve çeşitli oyunlar oynayarak alınıp damat ile gelinin oturacağı eve getirilip yerleştirilir. Getirilen çeyiz ile birlikte kız tarafından birkaç kişi gelerek kızlarının eşyalarını yerleştirip evini düzenlerler.Cumartesi günü akşamleyin erkek tarafından hatırı sayılır birkaç yaşlı ile genç bayan geline kına yakmak için gelinin babasının evine gider. Burada geç saatlere kadar var ise davul zurna yok ise müzik eşliğinde oyunlar oynanır, halay çekilir, manile falan söylenir. En sonunda geline kına yakılır ancak gelinin avucunu açması için avucuna bir altın konur. Geline kına yakıldıktan sonra geriye kalan kınalar gelen misafirlere ve orada bulunan bütün bayanlara dağıtılır. Kınayı alan bayanlar eve gittikten sonra kınalarını sürerler. Bu arada mani ve zılgıtlar da eksik olmaz tabi. Geline kına yakılırken bu arada damadın yakınları ya da arkadaşları bir eğlence düzenleyip bol bol eğlenirler ve onlar da gecenin sonunda damada kına yakar. Genellikle sağ elinin serçe parmağına kına yakılır. Her iki tarafta da kına gecesi eğlence ile sona erer.  Kırsal kesimlerde davet dediğimiz düğün şöleni 2-3 gün davul zurna eşliğinde yapılırken, şehirdekiler bir geceliğine düğün salonu tutarlar. Kırsal kesimlerdeki düğünlerde 2-3 gün herkes doya doya oynayıp eğlenir. Bu evde düğün var anlamına gelen kırmızı bir kumaş parçası düğün sahibinin evinin damına asılır. Sorsork dediğimiz bu kumaş parçası birkaç gün damda asılı kalır ve düğün alayı gelini getirirken konvoyu ilk gören tarafından kaçırılır ve eve götürülür. Davetler uzun sürdüğü için yemekler damadın ailesi tarafından bol kuzu, koyun ve keçi kesilerek verilir. Düğüne yakın akrabaların dışında çevre köyler de davet edilir (Yavaş yavaş ortadan kalkmakta). Damadın 1.dereceden yakınları dışındakiler genellikle misafir olarak gelir ve misafirlere büyük saygı gösterilir. Gelen misafirler geceleri köy sakinleri tarafından ağırlanır.  Yakın köylerden gelmiş olanlar da gidip ertesi gün yine gelirler.Düğün günü her kes saat 9-10 civarı gelini almaya gitmek için damadın babasının evinin önünde toplanır. Ve gelini almaya gitmek üzere babasının evine doğru hareket edilerek davul zurna ve zılgıtlar eşliğinde hedefe varılır. (Eğer berdel yapılacaksa her iki tarafın da önceden belirlediği ortada bir yerde beklenir ve berdeller değiştirilir. Ki berdel adeti yavaş yavaş piyasadan kalkmaktadır). Gelin baba evinden çıkmadan önce erkek kardeşi tarafından gelinliğin üzerinde olmak üzere beline kırmızı bir kuşak (kurdele) bağlanır. Bu kurdelenin anlamı ise deyim yerinde ise kızlarının kız oğlan kız olduğunu belirtmektir. Gelin oyunlar, davul zurna ve zılgıtlar eşliğinde alınıp yine aynı şekilde geri dönülür. Gelin konvoyunu ilk gören daha önce de bahsettiğim sorsorku alarak kaçırır. Gelin ya damadın babasının evine yada oturacağı yeni eve götürülür. Son olarak ev sahibi tarafından öğlen yemeği verilir. Ve misafirler hatır isteyip (İzin alarak) teker teker evlerine dönerler. Akşamüzeri de (Mümkün olduğunca geceye bırakılmaz) çiftlerin dini nikahı kıyılır. Böylece bir düğün şenliği sona erer. Daha sonraki 3 Cuma günü boyunca gelin görü yapılır.  Bu Cuma günlerinde gelin ile damadın yakınları ile düğüne davet edilen misafirler kendi ekonomik durumlarına göre ziynet (Takı) eşyası getirip geline takarlar.Şehir merkezlerinde yapılan düğünlerde ise düğün gecesi için bir düğün salonu tutulur. Davetiyelerde belirtilen saatlerde düğün salonuna gidilir. Geç saatlere kadar davul zurna ve orkestra müziği eşliğinde halaylar çekilip doyasıya oynanır. Gecenin sonunda takı töreni yapılarak akrabalarının ve misafirlerin takıları takılır. Gelin tarafı geline damat tarafı damada takılarını takar. Takı töreni bittikten sonra konvoyla gelin ve damada şehir içinde bir tur (DERGAHIN YANINDAN) attırılarak gelin ve damat oturacakları eve getirilir ve herkes evine dağılır. DARISI BEKARLARIN BAŞINA…     
SÜNNET TÖRENLERİ            
 Düğün törenlerinde olduğu gibi sünnet törenlerinde de sünnet yapılacak tarihe göre davetiyeler dağıtılır. Davetiye alan misafirler genellikle elleri boş gelmeyerek ekonomik durumlarına göre sünnet olacak çocuklara tıkılacak takı (altın) getirirler. Sünnetlerde çocukların kucaklarına oturacakları bir de kirve vardır. Kirveyi çocukların babası kendine göre seçer ve kişiye teklif eder. Sünnetle birlikte kirvenin ailesi ile sünnet sahibinin ailesi tam bir aile gibi olur. Örneğin kız alıp vermezler. Aileler birbirlerine kesinlikle kötü gözle bakmazlar. Çocuklara sünnet elbisesi kirvesi tarafından alınır.Sünnet törenleri genellikle cumartesi günleri öğleye doğru başlar. Davul zurnalar veya müzikler eşliğinde halaylar çekilip oyunlar oynanır. Kirveler genellikle bütün akrabalarını davet eder. Kirve ne kadar kalabalık gelirse o kadar kıymetlenir. Misafirlere ev sahibi tarafından kuzu, koyun ve keçiler kesilip çeşit çeşit yemekler yapılarak ziyafetler verilir. Kirve ve misafirlerine büyük bir saygı gösterilir. Sünnet düğününde en kıymetli şahıs kirvedir. Misafirler geceleyin köy sakinleri tarafından evlerinde ağılanır. Ertesi gün yani Pazar günü misafirler ağırlandıkları evlerde kahvaltılarını yapar ve saat 8-9 civarı sünnet yapılacak yere gider. Zamanı geldiğinde çocuklara sünnet elbiseleri giydirilir. Çocuklar teker teker kirvenin kucağına konularak tekbir sesleri ile sünnet olur. Bu arada ağlamasınlar diye çocukların ağızlarına lokumlar tıkıştırılır. Sünnet olan çocuklar alınıp önceden hazırlanan yataklarına götürülürler. Misafirler de takılarını bu sırada takarlar. Son olarak öğle yemeği de ev sahibi tarafından verildikten sonra misafirler yavaş yavaş hatır isteyip (İzin alarak) dağılırlar. Misafirler dağılırken ev sahibi, misafirlerine memnuniyetini belirtmek için birer hediye verir. 

              CENAZE VE TAZİYE TÖRENLERİ

Vefat edecek kişinin ölümü kesin ise kardeşlerine, çocuklarına ve 1.dereceden akrabalarına haber verilir. Vefat edenler İslami esaslara göre cenaze namazı kılınarak toprağa verilir.  Bundan sonra taziyesi yapılır ve taziyenin nerede yapılacağı definden sonra oradaki halka söylenir. Gelenler dağılır ve vefat edenin yakınları taziye yerine giderek burada gelecek misafirler için hazırlıklar (Çay ve kahve hazırlıkları) yapılır. Misafirler ölüye dua okumak ve akrabalarına baş sağlığı dilemek için gelir. Şehir merkezlerine bir çay ve kahve içilerek dua okunup kalkılır. Kırsal kesimlerde de bu süre biraz daha uzun olur. Gelen misafirler büyük bir saygı ile kabul edilir. Genellikle taziyelerde dargınlık olayı yoktur. Taziye yakın akrabalardan herkesin taziyesidir. Misafirler taziye sahibine ekonomik açıdan yardımcı olmak için beraberlerinde çay şekeri, yağ, pirinç vb. yiyecek malzemelerini getirir. Gelen misafirler için her öğün yemek yapılır. Yemekler ev sahipleri tarafından yapılır. Ancak diğer akrabalar da yardımcı olmak amacıyla arada yemek yaptırırlar. Büyük ailelerde yemek işi ölenin kardeş ve çocukları tarafından sırayla yapılır diyebilirim. Bu çok güzel bir dayanışma örneğidir. Ölenin kardeş ve çocukları her an taziye yerinde bulunmak zorundadır. Çünkü gelen misafirler giderken bunları görerek giderler. Şehir merkezlerinde taziyeler 3 gün (Taziye sahibine fazla rahatsızlık vermemek için)  ile sınırlı iken kırsal kesimlerde bu 5-10 güne yayılır.Dini bayramlar, hasta ziyaretleri ve doğumlarda insanlarımızın birbirinin kapısını çaldıkları günlerdendir. Bu günlerde insanlar birbirlerini ziyaret ederek sevinç ve üzüntülerini paylaşırlar. “Sevinçler paylaşıldıkça çoğalır, üzüntüler paylaşıldıkça azalır.” Derler.

       GEÇİM KAYNAKLARI

Kırsal kesimlerde yaşayanların geçim kaynakları tarım ve hayvancılığa dayanır. Temel geçim kaynağı bazı kesimlerde tarım bazı kesimlerde ise hayvancılık bazı kesimlerde de ikisi birdendir.Tarım, kuru tarıma dayalı olup verim doğa olaylarına bağlı olarak değişmektedir. Temel tarım ürünleri tahıllardır (Buğday, arpa, mercimek, nohut vb.). tahıllarla birlikte susam, fıstık (Antep Fıstığı olarak bilinen Urfa fıstığı), badem ve üzüm bağları da önemli yer tutmaktadır. Son 4-5 yıldan bu yana açılan sondaj kuyuları sayesinde birçok yerde sulu tarım yapılmaktadır. Suyun yaygınlaşması ile bazıları pamuk ekmekle birlikte genellikle bostan ekilmektedir. Bostanlarda ağırlıkta domates, biber, patlıcan, kavun, karpuz, hıtı, ayçiçeği, mısır, soğan, süpürge ve diğer yeşillik ürünleri yetiştirilip satılmaktadır.Tarıma elverişli olan yerler ovanın güney ve güney batı kesimleridir. Buralar hemen hemen hayvancılık yapılmayacak kadar verimli tarım alanları ile kaplıdır. Diğer kesimlerde (Doğu, batı ve kuzey) ise tam tersi taşlık alanlar çok olduğundan tarıma elverişsiz olup hayvancılığa elverişlidir. Yeryüzüne bağlı olarak güney ve güneybatıda yaşayanlar tarımlar geçinirken diğer kesimler tarım destekli hayvancılık ve hayvancılık destekli tarımla geçimlerini sağlarlar. Günümüzde tarım araçlarının fazlalaşmasıyla tarım alanları genişlerken hayvancılık yapılan alanlar (Meralar) daralmaktadır. Tarıma elverişli alanların geniş yer aldığı güney ve güneybatı kesimlerde küçük baş ve kümes hayvancılığı yapılırken diğer kesimlerde (Doğu, batı ve kuzey) yeryüzü şekillerinin uygun olmasından dolayı büyük baş, küçük baş ve kümes hayvancılığı birlikte yapılmaktadır. İnek, at, eşek, öküz, koyun, keçi, kaz, tavuk, ördek, güvercin, hindi vb. başlıca yetiştirilen hayvanlardır.Bazı köylerimizde yaşayan sakinlerimiz ilkbaharda doğada bolca yetişmesinden dolayı bir çok yiyecek maddesini (kenger, iselan, pivong, tırşo, ahbandır, dejnık vb.) toplayıp satarlar.Kırsal kesimlerde kadın erkek işbirliği ile çalışırken, şehir merkezinde sadece erkekler çalışır. Kadınlar ise ev ev gezip...Şehir merkezindekiler ise çeşitli mesleklerde çalışarak geçimlerini sağlarlar. Esnaflık (hal ve şire pazarı, buğday pazarı), kuyumcu, öğretmen, avukat, ziraat mühendisi, doktor, eczacı, oto alım satım, serbest muhasebe ve diğer bazı devlet memurlukları (Belediye, valilik) vb. iş alanlarıdır.Yeryüzü şekillerinden olsa gerek buradaki halk iki kısma (1-Düzlük alanın badıllıları ve  2-Taşlık alanın badıllıları ) ayrılmıştır diyebiliriz. Ama yeryüzü şekilleri açısından o kadar büyük bir fark da yoktur. Bölgenin güneyi ile güney batısı düz ve verimli topraklarla kaplıdır. Tarlaların sınırlarında bile taş yoktur. Sulu tarım çoğunlukla bu kesimde yapılmaktadır. Kuzey ve doğu kesimleri (Badılliye Kevır tarafı) ise çoğunlukla taşlık alandır. Tarım alanı olmakla beraber diğer kesim kadar değildir. Buralarda meralar daha fazla yer kapladığı için hayvancılığa dah elverişlidir. Çok fark olmamakla beraber kuzey ve doğu kesimleri diğer kesimlere oranla daha yüksektir. Kıraç alanlar hariç bölgenin hemen her kesiminde tarıma açılmış alanlardaki topraklar oldukça verimli olan kara ve kırmızı topraklardır. Ovanın kuzeyinde hangi döneme ait oldukları pek bilinmeyen İnık (İnka) mağaraları ve kuzeybatısında ise Korçık Dağı (Yükseltisi) yer alır. Ayrıca şu anda yapımları süren Uluslar arası GAP Hava Limanı ve Urfa-Diyarbakır karayolu bölgenin tam ortasında yer almaktadır.
İNANÇ
Bölgedeki tüm aşiretlerin manevi olarak bağlı bulundukları şeyh aileleri vardır. Badıllılar Tillolu Şeyh Gavsul Memduh Hazretlerinin izinde giden,Hanefi mezhebine baglı sünni bir aşirettir.

Yorumlar - Yorum Yaz


Ziyaret Bilgileri
Aktif Ziyaretçi1
Bugün Toplam20
Toplam Ziyaret322695
Hava Durumu
Anlık
Yarın
12° 3°
Döviz Bilgileri
AlışSatış
Dolar2.31542.3247
Euro2.83852.8499
Site Haritası
Badıllı Gençlik Platformu